22 Mart 2017 Çarşamba

The Exorcist (1973)



Benim gibi korku-gerilim düşkünü olup da Türkiye'deki korku sektöründen tiksinen nice insan var, göremesem de kalbim her zaman, onlarla birlikte atıyor. Şeytanı, cinleri, perileri korku ögesi olarak kullanmak başta ilgi çekiciydi belki de. Düşünseniz ya, bu tema daha hiç çekilmedi, kimse bu ögelerle film yönetmeye cesaret edemedi ve bu planı ilk siz uyguladınız. Tabi ki seyirciler ilgi gösterecek, bu hareketiniz çığır açacak. Ama bir, iki, beş, on derken bu şeylerin cıvkını çıkarmadık mı sizce de? Örneğin "Türk yapımı korku filmi" dendi mi akla gelen ilk seri Dabbe. Evet, yönetmeni takdir ediyorum çünkü emek veriyor ve her zaman düşüncem şudur:korku filmi yönetmek gerek atmosfer, hikaye; gerekse efektler, çekimler bakımından çok zor bir iş. Her yiğidin harcı değil yani. Bu yüzden Dabbe serisi belki de ilk bir iki filmiyle çok başarılı ve takdiri hakeden bir hareketti, kim bilir? Çünkü bu cin filmlerine böylesine ilgi toplayan, birçok yönetmeni ve yönetmen adayını tema yönünden etkileyen bir projeydi. Amaaa.. Ama, ama, ama... Aynı konuyu evirip çevirip kullanmak, her olayı "yaşanmıştır" etiketiyle yansıtmak ve sadece paranormal korku filmine yönelmek bir yönetmenin (finansal olarak geliştirse de) teknik bakımdan gerilemesine yol açmaz mı? Türk sineması yeniliğe aç. Çünkü hiç birikimi olmadan ergenlik çağında roman yazmaya kalkan sonra da bu yazdığını filme uyarlayan yönetmenler gibi çok sayıda kalitesiz yönetmen adayı mevcut. Bir deneme okumuştum, iş adamı zihniyetiyle sanata bulaşırsanız senelerinizi tiyatroya verseniz de paradan başka hiçbir özelliğiniz olmaz ve gerçek sanatçı olamazsınız, diyordu. Ne kadar haklı bir cümle! Buradan ülkedeki film yönetmenlerine ve onlara imrenenlere sesleniyorum: Para için değil, bir şeyleri göstermek için filmler yönetin. Zeki Demirkubuz, parasızlıktan yeni film çekemiyor. Türkiye'nin en yetenekli ve en saygıdeğer yönetmeninin adı bilinmezken ortaokulda yazdığı ergen hikâyesini sinemaya uyarlayanlar zirve yapıyor bir haftada. Bunda eleştirmenlerin de payı var. Biraz olsun kendi fikirleriyle, çıkar gözetmeden eleştiri yazsalar Türk dram kısmının dünya genelinde en iyi yönetmenleri (Ömer Lütfi Akad, Nuri Bilge Ceylan, Çağan Irmak, Zeki Demirkubuz, Serdar Akar gibi) yetiştirdiğinin farkına varacak insanoğlu. Ama yok Şahan küfür ediyor ya, ona yazalım biz, zaten çok ses getirir ve biz de payımızı alırız...

Neyse, lafı uzattım;

Dediğim gibi Türk korku sektöründen şikayetçiyim. Türk sinemasında, yalnızca küfürle mizah yapan komedi yönetmenleri, cinlerle ünlenen korku yönetmenleri, genç kızların beynini Amerikan rüyasıyla yıkayan vasıfsız yönetmenler ilgi görmemeli!

İşte bu şeytan, cin temalı filmlerin de en başarılı, yüzde yüz saf kült korku filmi Exorcist, bu akımın önemli temsilcilerinden. Tıpkı bizdeki gibi işin cıvkını çıkarmış olsalar (Kaç tane exorcist çekildi sonra) da ilk filmleri, 70'li yılların hatta 20.yüzyılın en başarılı ve en değerli korku filmi. Yöntemler, makyajlar beğenileri tamamen hakediyor. Örümcek yürüyüşü, o dönem için izleyicilerin kanını donduran, dondurmayı geç buz kestiren bir olay. O dönemin çocuklarını düşünseniz ya, meraktan izliyor ve merdivenden elleri üstünde tepetaklak inen, kusan bir kızı görmeleriyle o sahne hafızalara kazınıyor, dolaplar devrilmiş, yerde kız kendini haçla deşerken Let Jesus fuck you, diye haykırıyor. Ben bir yüzyıl sonrasında izlemiş olmama rağmen üst komşu "hörrr" yapsın gece yarısı, boncuk boncuk terliyorum. Aklıma ayin esnasında kardeşimizin horul horul ağladığı sahneler geliyor...

O dönem bahsettiğim örümcek yürüyüşü, "seyircileri daha alıştırmadık pat diye önlerine koyarsak travma geçirirler" düşüncesiyle kaldırılmış ancak sonraki directors cut versiyonuna koymuşlar, ne yalan söyleyeyim 70' yapımı korku filminden korkmam herhalde, diye izlemeye niyet ettim ben; spider walk sahnesinde çok acı spazm girdi, kalbimi hissettim bir an...

Biraz da hikayeden bahsedelim de iyice merak edin, izleyin ve uykusuz kalın. Ben de bilerek paylaşıyorum gecenin şu saatinde zaten. Çok uzatmayacağım, detaylıca okumak isteyen varsa buradan veya Google'a  Exorcism of Roland Doe yazarak ulaşabilir, Türkçe kaynak bulabilir misiniz, pek araştırmadım açıkçası. Ama yazının sonunda eğer bulduysam ekleyeceğim, isteyen oradan okuyabilir. Kısaca özetlemem gerekirse film Roland Doe isimli, 14 yaşındaki gencin ele geçirilme yani ecnebi lafıyla "demonic possession" haline din adamlarının bulunduğu müdahaleden esinlenerek yazılmış bir senaryo. Bazı uzmanlar orada exorcism yani şeytan çıkarma olayı olmamıştı asıl müdahale psikolojikti, ruh sağlığı tedavi edilen Roland da iyileşti derken bazı din adamları aksini iddia ettiğinden kesin bir sonuca varmamız imkansız sayılır. Ancak konuyla ilgili belgeseller var, olay Katolik camiasında epey ses getirdiğinden yönetmenden yazara faydalı bir kaynak olmuş. Belgesel "The Haunted Boy: The Secret Diary of the Exorcist" başlığıyla sunulmuş, ilgilisine duyuruyorum. Hikayeyi kabul etmeyen din adamları da epey var. Ele geçirilme anında görülen belirtilerin hiçbiri yok, tamamen ruh sağlığıyla alakalı bir durum, görüşüyle yaklaşıyorlar. Artık filmi, belgeseli izleyip makaleleri okuduktan sonra kararı size bırakıyorum...

Makyaj konusuna ucundan değindim, gerçekten hayran kaldığım bir olay. Öyle bir imaj yaratılmış ki Regan gibi sevimli, ponçik bir kızın bir anda o hale dönüşmesine inanmak istemiyorsunuz. Cidden Regan rolünü canlandıran Linda Blair aşırı sevimli. Altyazılı yani dublajsız izleyince bir de çocuk yapmaya özeniyorsunuz, "şöyle şirin bir kızım olsun ya!" diyorsunuz.. Derken bir anda o şeker kız gidiyor yerine yeşil tonlarında parça pinçik bir suratla, ortalığa kan kusan çirkin bir şey geliyor. Ünlü bir gülme sahnesi var hatta, Exorcist laugh diye aratırsanız o sahneye ulaşmanız mümkün. Adamın ruhu darlanıyor o anda...

Neyse bu biraz kopuk ve yetersiz bir yazı oldu sanki. Çünkü korku filmlerine yazmakta pek becerikli değilim. Ama umarım anlatmak istediğim şeyi biraz olsun kavramışsındır. Durum şu: Şu an abartılan, ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan korku filmlerinin konusu cinleri, şeytanları en canlı haliyle seyirciye gösteren ilk film Exorcist. Daha öncesinde de o kadar korkutan exorcism filmleri çevrilmiş ama içlerinde en çok yankı uyandıran Şeytan i olmuş. Çünkü makyajları, teknikleri bakımından korku aleminde bir devrim niteliğinde. Bizim Türk korku piyasası başarısızlığa mahkum kalacak mı bilmem de exorcist'in çevrildiği dönemlerde "biz de Türk usulü exorcist çevirelim" demişler ve adını da aynen çevirip, isimleri ve karakterlerin özelliklerini değiştirip bir korku filmi çıkarmışlar ortaya. Başarılı bulamadım çünkü senaryoda gülünç kısımlar fazlasıyla vardı ve izlerken Exorcist'teki gibi kanınızın donduğunu hissedemiyor; zaman zaman tebessüm ediyorsunuz. Zaten seneler sonra da Şafak ve tayfası çıkmış, Exorcist'i tiye alalım bizim işimiz korku filmlerini komik hale getirmek mantalitesiyle Kutsal Damacana 1'i çekmiş işte. Bu yüzden Türk korku gelenekleri gülünç geliyor belki de bu ve benzeri projeler bize böyle alıştırdı çünkü. En korkunç sahnede bir espri patlattık, karakterle alay ettik ve anlamı kalmadı filmin...

Son olarak,
birçok korku filmi sunulduktan sonra iddia edildiği gibi bu filmin ardından da filmin yönetimi esnasında kadrodan birçok insanın anlaşılamayacak şekilde öldüğü, kazalar yaşadığı iddia ediliyor. Ben korku filmlerinin ardından öne sürülen bu tür durumları bir satış politikası olarak değerlendirsem de film esnasında ve sonrasında iddialar rahatsız edici boyutta etkili oluyor. Ne kadar "inanmıyorum." diye zorlasam da zaman zaman acı çektiğimi hatırlıyorum.. Tabi bu zevkli bir acıydı...:)

Film müziği de çok etkileyici. Titretiyor vücudu:

Puanlama:


Notlar:
*Roland Doe hakkında bulabildiğim en uzun Türkçe kaynak:https://onedio.com/haber/kimisi-filmlere-konu-olmus-kimisi-de-filmleri-aratmayan-10-seytan-cikarma-hikayesi-722593

*Bahsettiğim örümcek yürüyüşünün kamera arkası:https://www.youtube.com/watch?v=Ebi5zuL03Wc



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder