Beni Haneke ile tanıştırdı diyebilirim Funny Games için çünkü etkisi geçtiği gibi hemen akabinde Benny's Video ile sinir katsayımı 2'ye katladığımı hatırlıyorum...
Bembeyaz giyinmiş, iki "piç" tatil için yazlıklarına giden bir aileyi yumurta bahanesiyle rahatsız ettikten sonra rehin alıyorlar ve aile bireylerine yaş, insan-hayvan gözetmeden işkence yapıyorlar. Ve Haneke her filminde yaptığı gibi yine izleyiciye sık sık "neden?" sorusunu sorduruyor, seyirciyi kıvrandırıyor. Ama diğer filmlerinin aksine neden kısmına cevap alamadığından değil bu kıvranma, yalnızca sinirleri fazla zorlaması yol açıyor buna. Çünkü bu sefer, Haneke karakterlere seyircinin sorusunu yanıtlama hakkı tanımış, "Biz zenginiz, keyfimiz yerinde. Ama insanlara acı çektirmek bizim için bir zevk." gibi söylemlerle sorunun cevabından çok bunu nasıl bu kadar rahatça yapabildikleri rahatsız ediyor.
Ufak çözümlemeler yaparsak, bahsettiğim gibi karakterler baştan aşağı beyaz giyinmiş. Beyaz insanlar arasında iyiliğin, saflığın rengi kabul edilir. Hatta beyaz gördüğünde gözün gönlün açılır, kapına öyle geleni gönül rahatlığıyla eve alabilirsin (belki abartmış olabilirim biraz...), dini bayramlarda, ritüellerde beyazlar içinde hazırlıklar yapılır. İslam'da hacca beyazlar içinde, Hıristiyanlarda papa, bembeyaz cübbeyle görür işini. Ama Funny Games'te öyle bir şey yok, beyaz, iç bulandıran; insanın insan olmaktan nefret etmesine yol açan bir renk... Klasik bir Hollywood filminde, Scream'de kötü ve işkenceci karakter, siyahlara bürünürken; Funny Games'te "beyaz gördün mü kaç, karanlıkta güvendesin" algısı oluşuyor izlerken. Haneke'nin öğrettiği bir şey de: "iyiler her zaman beyaz giymez..."
Aslında film temelde Avrupa Burjuva'sının kendilerince hoş, bize göre ise rahatsız edici alışkanlıklarını, Burjuva'nın kendini güvene almak için aldığı önlemlerin o toplumu nasıl hapsettiğini anlatıyor. Beyaz renk ve yumurta işte tam da burada bir metafor oluyor bana kalırsa...
Haneke, seyirciyle tıpkı bir laboratuvar faresi gibi oynamayı tercih etmiş. Fare, labirentte çaresizce oradan oraya sürüklenirken başındaki sinsi bilim insanı bu çaresizlikten, kıvranıştan nasıl zevk alıyorsa Haneke de izleyici kıvranırken, karakterler kameraya dönüp seyirciye "sence bu yaptığım nasıldı?" gibi can yakan sorularla izleyiciye acı çektirmekten ve bu çaresizlik halinden zevk alıyor adeta...
Filmde Benny's video göndermesi başta gelmek üzere birçok psikopat filme gönderme var. Haneke'nin televizyon ve sanala karşı tavrını iyi biliyoruz. İnsanları, doğayı bozan bir unsur olarak kabul ediyor ve sanalı zaman zaman şiddetin beslendiği kaynak haline getiriyor.
Funny Games'te de böyle öfke kustuğu Benny's video'daki Benny'nin kayıtlarını tekrar tekrar izlediği televizyona gönderme olmuş. Benny, öldürdüğü kız arkadaşını tıpkı videolardaki gibi geri alabileceğini ve tekrar iyileştirebileceğini sanarken işler hiç beklediği gibi gitmiyor hatta işlediği suçun dünyadaki en kötü şey olduğunu bile bilmiyor ya, karakterlerimizden biri de vuruluyor ve diğeri bulduğu bir kumandayla sahneyi geri alıp arkadaşını hayata döndürüyor. Belki de kumandayla her şeyi düzelten karakter Benny'nin büyüklüğüdür, kim bilir?...
Sinsi Haneke'nin oyunlarından bıkıyor seyirci bir süre sonra, "Artık gebersin şunlar, daha fazla zulüm yaşamasınlar" diyor. Burada önemli bir şey var, filmin başında işkenceye ve ölüme tahammülü yoktu izleyicinin. Fakat işkenceler ilerledikçe ve mental çöküntülere girdikçe seyirci, en temel hak olan "Yaşam"ın çektiği acıdan kurtulmak için, bencilce, burada sona ermesini istiyor. Başkalarının hayatının sona ermesini tamamen kendi bencilliği, kendi ruh sağlığı için istiyor.
Sebepsiz şiddet olgusuna birçok filminde dokunan Haneke'nin en sadist olduğu, en başarılı filmi Funny Games olabilir...
Puanlama:
2007'de çekilen Holywood versiyonu, bu akıma girdiği için ne kadar üzse de 1997'deki hali görülmeye değer, on numara bir film. Sebepsiz şiddete başarıyla dokunurken, Bonehead'in grindcore parçalarını kullanması da sinir sınırlarını zorlar nitelikte.. Değinmediğim bir diğer konuda Haneke'nin film boyunca izleyiciyi ikide bir yanıltması ve daha da çaresiz duruma düşürmesi. Suçlular evi terkedince çift kurtulacak umuduyla izliyoruz filmi, yoldan geçen arabayı onlar kullanıyor diye güvenli görmüyoruz ancak arabada "normal" insanların bulunduğu anlaşılıyor daha sonra.. Gelen ikinci arabadan umutluyken ruh hastası ikili çıkıyor araçtan... Bir sahnede karakterlerin kadına tecavüz edeceğini sanıyoruz ama Haneke bunun yerine izleyici zihniyle daha çok oyunu tercih ediyor ve daha çok acı çektirmek için beklenenin tam tersine kadını baştan sonra soyundurup dalga geçtikten sonra giyindiriyor... Senaryo belki de gerçekçi gelmeyebilir. Ama ne yazık ki benzer olay 1997'de, ülkemizde yaşandı. Bir grup insanlık yoksunu, alt daireye gece yarısı girip sabaha kadar her türlü işkenceyi uyguladı.. Suçlular şu an ne halde bilinmese de mağdurların durumu belli, hepsi çökmüş vaziyette.. Ve şimdi farkettim olay 97'de, filmde 97 filmi. Acaba bir tesadüf mü?... Böyle iğrençlikleri konu edinen, insanlıktan utandıran ve iğrendiren, insanoğlunun nasıl sadist olduğunu gözler önüne seren bir Haneke eseri Funny Games... Bir başyapıt...

