bilim kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2017 Çarşamba

Victor Frankenstein


2015 yapımı, Daniel Radcliffe (namı diğer Harry Potter) ile sakalın acayip şekilde yakıştığı James McAvoy'un tüm karizmasıyla başrollerinde yer aldığı Victor Frankenstein, Lucky Number Slevin filmiyle beğenimi kazanmış Paul McGuigan'ın şimdilik son filmi...

Ben bu filmin adını duyduğum an aklıma çocukluk travmalarımdan biri olan Mary Shelley's Frankenstein geldi. Gotik içerikli aşk filmlerine bayıldığımı itiraf etmeliyim. Bahsettiğim 90'ların önemli filmlerinden biri olan "Frankeştayn"ı bu düşkünlüğümle geçen senelerde tekrar tekrar izlediğimden yine hoş bir romantik korku filmi izleyeceğim beklentisiyle başladım Victor Frankestein'a da. Gelgelelim, yüzyılın efektli, patlamalı bilim kurgu filmlerinden biri olduğunu da ilk dakikalardan itibaren farkettim. Yaşlandım herhalde, bu tür filmler beni yoruyor. Film bitiminde iyice bir esneme ihtiyacı duydum ancak filmi beğenmediğimi söyleyemem.

Konumuz şöyle:bir sirkte palyaço olarak çalışan, kambur bir ucube var. Bu arkadaş kendi kendine anatomiyi, fizyolojiyi öğrenerek tıp konusunda kendini epey geliştiriyor. Aynı anda tıpkı freaks'teki gibi zengin kodomanları güldürmek için kendilerini sahnede ezdiriyor, başlarındaki paragöz abilerin zulmetmesine de göz yumuyor. Ucube falan da kardeşim, bu adam da insan değil mi? Her ne kadar palyaço kimliğiyle benliği özdeşleşmiş, insan olduğunu unutmuş olsa da arkadaşımız duygularına hakim olamıyor ve sirkte akrobasi gösterileri yapan bir hanımefendiye vuruluyor.. Bu ablanın başına gelen ufak bir kaza sonrası ablayı ölümden döndüren palyaço Igor ile tıp öğrencisi olan Dr. Victor'un yolları tam da bu olay yerinde kesişiyor. Igor'un marifetlerine hayran kalan Victor Frankestein de duramıyor, "gel ulan kerata, seni kurtarayım buradan." diyerek Igor'u sirkten kaçırıyor. Kaçırma anında tabi ki ikiliye rahat yok, sirkteki çalışanlar bu adamları baya baya kovalıyor ve yine ufak çapta yıkımlar meydana geliyor bu hengamede.. Sonuç olarak Igor ve Victor aranan suçlular olarak şehrin her yerine duyuruluyor. Victor, ateist bir karakter ve Tanrı'dan sonraki en büyük düşmanı azrail olabilir. Dileği ölüleri diriltebilmek. Bu amaçla uzun zamandır üzerinde çalıştığı projesini Igor'a sunması ve ortaklık teklif etmesiyle olaylar gelişiyor...

Ama çok önemli bir sorunsal var: Ya ölümü engellemek doğanın dengesini tahribata uğratır, her şey beklenenin aksine iyice boka sararsa... Aman arkadaşlar, siz siz olun bu filmden sonra laboratuvar açıp da ölüleri diriltmeye, gereksiz aksiyonlara atılmaya falan çalışmayın.


22 Mart 2017 Çarşamba

Stalker [İz Sürücü]



Stalker'ı ilk, yazılarımda sürekli bahsettiğim usta yönetmen Zeki Demirkubuz'un tavsiyesiyle izlemiştim. Bu yüzden Demirkubuz'a minnettarım, ne zaman arkadaşlarla Tarkovski filmleri muhabbeti başlatsak kendisini referans verir, o arkadaşları da fanatik izleyicileri haline getiririm.

'79 yapımı İz Sürücü'nün ilginç bir hikayesi de var: Sovyet sansürüne uğradığından mı yoksa bir laboratuvar kazasından mı kaynaklı, muallakta olan hadise sonucu filmin negatifleri harap olmuş. Tek çare, Tarkovski, ikinci çekimlere başlamış ki şans ya, iklim çok kötü olunca, aynı şeyleri tekrarlayınca sinir bozucu bir hal alınca karakterlerin halleri, duygularını yansıtmak için başvurdukları hareketler "daha iyisi varmış bunun ya.." düşüncemizden ötürü biraz "minimal" kalıyor. İzlerken aklımızın bir köşesinde sürekli bizi dürten "acaba bu sahne nasıldı?" sorunsalı ise hiç cevap bulamıyor, bizi de bir türlü rahat bırakmıyor.

Yine de ne olursa olsun Stalker, her haliyle başarılı. Eduard Artemyev'in tema müziğiyle izleyicinin ruhuna dokunmayı başaran, açılış sahnesinden finaline kadar her detayıyla seyirciyi ekrana kilitlemeyi başaran bir yapıt...

Hikayeden bahsetmem gerekirse, bizim iz sürücü, bir bilim adamıyla bir yazarı Zone adı verilen yasaklı bölgeye götürmek üzere anlaşır. Zone, insanın girdiği zaman tüm dileklerinin gerçekleştiği iddia edilen bir odaya sahiptir. Girişinin yasaklanma sebebi de tam olarak budur. Bilim adamı nobel'i kazanmak, yazar ise ilham kapmak için bu yolculuğa çıkarlar. Filmde de bu çetrefilli yollarda geçen, tehlikeli serüven ve neticesinde üçlünün odaya ulaşması anlatılıyor.

Film hakkında birçok iddia var zaten. Bölgeyle ilgili öne sürülenler ise 1957'de yaşanıp da gün yüzüne senelerce çıkarılmayan "Mayak felaketi"nin oluşturduğu kocaman, çölü andıran bölgenin Tarkovski'yi etkilediği yönünde. Bunun dışında yedi yıl sonra gerçekleşen Çernobil vakasından sonra terkedilmiş bölgede çalışanların kendilerine "iz sürücü" lakabını taktıkları söyleniyor. Anlayacağınız insanlar üzerinde epey etkili olmuş bir film bu Stalker...

Filmin inançla, dinle ilişkilerinden söz edersek İz Sürücü'nün varlığından hiç şüphe duymadığı, her şekilde var olduğunu kabul ettiği Zone'dan yazar ve bilim insanı şüphe duyuyor. Hedefleri oraya varmak olsa da Bölge'nin gerçekliği hakkında akıllarında bir kuşku var.. Tıpkı yaratıcıya, evrene ve onun kurallarına inanmamız gerektiği ama fıtratımız dolayısıyla varlığından zaman zaman şüphe duyduğumuz, sorgulamaya başvurduğumuz gibi bir metafor çıkarıyorum ben burada... Finale doğru İz Sürücü'nün cümleleri de bunu doğruluyor bence. Mevzubahis sözlerin inançsızlığa, inançsız ölen insanlığa yönelik bir ağıt niteliği taşıdığını düşünüyorum.

Film, Piknik na obochine yani Uzayda Piknik romanının bir uyarlaması. Ancak bu uyarlama romanla birebir değil. Hatta yalnızca senaryosu biraz olsun romana dayanmış diyebilirim. Roman, Sci-Fi'nin yayınladığı "en iyi 100 bilim kurgu romanı" listesinde yer alıyor.

Puanlama:Diyecek çok şey yok. Zaten yeterince bahsettiğimi düşünüyorum. Kesinlikle eşsiz, gizemli ve başarılı bir film, bir masterpiece. İzlerken "Acaba orijinali nasıl olurdu, daha mı iyiydi" kaygısıyla bazı sahneler doyurucu gelmese de baştan sonra benzersiz bir film diyebilirim Stalker için. O kadar etkili ki benim de dahil olduğum tüm Tarkovski fanları, Stalker severler birer iz sürücü oluyor filmin sonunda...