bilemiyorum altan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilemiyorum altan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2017 Çarşamba

Her Şey Çok Güzel Olacak



Başrolleri Cem Yılmaz ve Mazhar Alanson'un paylaştığı, 98 yapımı, bu güzeller güzeli film için Cem Yılmaz'ın en iyi filmi diyebilirim. Çünkü komedi, güldürüden de öte, aldatılmaya, yalnızlığa, yıllarca karşılık bulunmayan sevgilere ve daha nice hislere uzanacak kadar geniş bir duygu yelpazesi var bu filmin...

Vikipedi bilgisi her ne kadar "Güldürü Filmi" tanımıyla yetinse de işin aslı Her Şey Çok Güzel Olacak'ı izlerken ağladığım dakikalar bolca... Hem de öyle anlar ki.. Hiç beklenmeyen anda çıkıveriyor, otomobilde yolculuk yaparken dibine kadar açık camdan pöfür pöfür, arka koltuktaki yolcunun suratını tokatlayan rüzgar gibi çarpıyor seyirciyi. Altan ve Nuri her şeyden habersiz, uçarak girdikleri baba evinde şok oluyor. Kapıda bir yığın ayakkabı, kadın ayakkabıları.. İçeride teyzeler, toplu halde ayrılıyorlar evden.. Evet, iki kardeşin de o yıllarda asla duygularını gösteremediği, bir kere olsun huzurla sarılamadığı, halbuki canlarından çok sevdikleri babaları, Çamlı Kardeşler, Bodrum'da, orada burada gezerken hayata gözlerini yummuş... Filmin en sulu, en umursamaz karakteri Altan yok mu Altan. Gözyaşları sel oluyor, acıyla ve pişmanlıkla ağlıyor "Babam nasıl ölür?!" diye.. Ama çoktan baba yolculuğa çıkmış..(İçim titredi, duygu bulantısı geçiriyorum yine. Ağladıktan ve üstüme bir şeyler aldıktan -belki bir de ocağı yakar, çay suyunun altını açarım.- sonra devam edeceğim...)

Nuri ise yatıştırıyor kardeşini, "hayat bu be oğlum.. Birileri doğacak birileri de ölecek." diyor sakin sakin. Altan'ın yaşadığı şey aslında hepimizin korkularından birinin patlamış hali. Annemizi, babamızı, kardeşimiz, dostumuzu kısacası sevdiklerimizi kaybetmekten korkuyor, onları her şeyden sakınıyor, tekrar tekrar sarılmak istiyor ama beceremiyor, bazı geceler uykusuz kalıp usul usul ağlıyoruz. Aklımızdan çıkarıyoruz bu endişemizi sonra, başka şeylerle meşgul ediyoruz zihnimizi. Hep unutmak istiyoruz bu korkuyu. Hiç ölmesinler, önce biz gidelim de sonra onlar ölsün istiyoruz... Ama hayat bu ya, Altan'ın piyangosunun bir gün bize vurmayacağından ne kadar eminiz ki... İşte bu fikirler içimde bir ukte, bulantılar akabinde de acılar yaşatıyor. Ruhumu kıvrandırıyor... Ah be içsem de bi cigara yaksam şuna...

Altan paraları yanınca çaresizce, hıçkırıklarla nasıl ağlıyor.. Sonunda eve çiçeklerle, mutluca dönüp karşısında en yakın dostuyla karısını görünce nasıl kuduruyor "Siz bunu bana nasıl yaparsınız!" diye şaha kalkıyor...

Belki de film nostaljiden bir şeyleri bize yaşattığı (girişte koskoca telsim yazıyor!) için bu kadar duygulanıyoruz. Çünkü biz geçmişimize çok düşkünüz... Anıları çöpe atmıyoruz...

Ama Nuri'nin Altan'a ne kadar soğuk dursa da zor anda çat diye çıktığını, koskoca mafyaya kafa attığını, Altan'ın bir yanlış anlaşılma eseri Nuri dayak yiyecekken masadan fırlayışını ve daha birçok kardeşçe hareketi görünce içimiz kıpır kıpır oluyor. Kardeşlik bu işte! Aran açılsa da zarar görmesine kıyamıyorsun ya...

Sıra bize ne zaman gelir, biz ne zaman gülümseriz bilemiyoruz be Altan.. Buna rağmen umutluyuz. Her şey çok güzel olacak Altan...

Beni bu duygu krizlerine soktuğu ve hayatımdaki en iyi filmlerden birini izlediğimi düşündürdüğü için Cem Yılmaz ve Mazhar Alanson'a teşekkürler... İyi ki varsınız güzel insanlar...-Alp

Unutmadan filmin çok güzel, adamı kendinden geçiren bir soundtracki var. https://youtu.be/ietkI6h4dNM
Yine her zaman yaptığı gibi gece gece duygulandırdığı, off çektirdiği için Ospir Reyiz osbiretta'ya teşekkür ediyorum...

Puanlama:Ben bu blogu bu yazımla başlattım ve bundan çok memnunum. Her şey çok güzel olacak Cem Yılmaz'ın en sevdiğim filmi oldu çünkü kuru espri yoktu sadece, duygusal yönden de çok ağır tokatlar atıyordu izleyiciye... Cem Yılmaz sevmeyenlerin bile bu filmi izleyebileceğini düşünüyorum.