John Hurt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
John Hurt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2017 Çarşamba

John Hurt'ın anısına The Elephant Man


David Lynch'in 1980 yapımı The Elephant Man filmini çok küçük yaşlarda izlediğimden "beni en çok etkileyen filmler" kategorisine gönül rahatlığıyla koyabilirim. O dönemler sinemaya olan ilgimin ilk kıvılcımları yeni yeni parlıyordu, Anthony Hopkins hayranı bir aileden geldiğimden kadrosunda Anthony Hopkins adı geçen filmleri izlememeyi kendi adıma ayıp sayıyordum o ilk zamanlarda. İşte "Fil Adam"la da bu vesileyle tanıştık.

Gerçeğe dayanan filmin hikayesi şöyle:John Merrick'in annesi Merrick'e gebeyken fillerin saldırısına uğruyor bu yüzden Merrick, deforme olarak doğuyor, film de bize doğduktan 21 yıl sonrasını aktarmakta.. Ucubeler sirkinde kullanılan, insanlara sergilenen John, bu sirkte Doktor Frederick (Hopkins) ile tanışıyor. Yaşadığı zulme şahit olan Frederick onu muayene bahanesiyle hastaneye götürüyor; çok büyük kafatası, tümörler ve işlevsiz bir sağ kolla karşılaşan doktor, Londra Bilim dünyasına Merrick'i duyuruyor. Daha sonra Merrick, sirkte üzerinden para kazanan Bytes'ın yanına dönüyor ve geç döndüğü gerekçesiyle Bytes tarafından dövülüyor. Durumu kötüye giden Merrick, hastanede kalmaya başlıyor ki zamanla burada da gece bekçisi, Merrick'i parasal değer olarak gördüğünden sosyete başta gelmek üzere ilgisi olan, meraklı insanlara sunmaya başlıyor.

Daha sonra tekrar sirke dönmüşken bir gösterisi sırasında yere yığılıp kalan Merrick, sirktekilerin desteğiyle Londra'ya geri dönüyor ve sona yaklaşıyor adım adım...

Filmde 1800'lerin atmosferini yaratmak isteyen Lynch aksanlarda da, ortam konusunda da, o dönemin tarzını yansıtma konusunda da muazzam bir iş çıkarmış. Dönemin atmosferini tam oluşturmuş. Öyle başarılı olmuş ki bu konuda, 1980 filmini 1940 çekimi sanıyorsunuz ilk başta.. Kadroda da tüm karizmasıyla Anthony Hopkins, yakın zamanda uğurladığımız sevgili John Hurt, olunca film efsanelere, bir David Lynch efsanesine oynuyor...

Filmin en vurucu sahnesi: dışlanma ve ucube bakışlara daha fazla tahammül gösteremeyen John'un tepkisini ortaya koymak için "i am not an animal, i'm an human being!!" çığlığnı bastığı an. İzleyici ağlamak ve ağlamamak arasında kalırken boğazında oluşan yumrunun aslında ruhunu sıktığını, acılar içinde kıvrandırıp ruhunu nefessiz bıraktığını farkediyor tam o anda. İnsan olmaktan utanır hale geliyor, türünden tiksiniyor ve keşke orada Merrick'in yanında olsam, onu sahiplenebilsem ve uzun sürmeyeceğinden herkesin emin olduğu kısa ömrünün kalanında ona yardım edebilsem düşünceleri içinde... İşte o sahnede yumrunun daha da sıkmasına izin vermeden salmak, hıçkıra hıçkıra ağlamak, kimseden utanmadan göz yaşlarını acılar içinde dökmek gerekiyor. Acıma duygusu dürtülüyor tam orada. Peki acınası olan Fil Adam mı yoksa biz miyiz? Asıl ucubeler Fil Adam ve dostları, freaks filmindeki insanlar, ex drummer'daki haunted by a freak ile adamı vuran "mongoloid"ler mi yoksa biz miyiz? İlkel olan ilk insan mıydı, sorularına cevap vermek mümkün bu filmle. Dünyadaki en kıymetli şeyin, insan kanının başka insanlarca döküldüğü, en çok insan katliamlarını insanların gerçekleştirdiği dönemin gözleri bağlı, elleriyle kulaklarını kapayan toplumu mu ilkel olan; besin ihtiyacı için doğaya başvuran, daha iri canlılardan korktuğu için bir arada yaşayıp birbirini koruyan ilk insanlar mı?..

Felsefe, sosyoloji ve evrim sınırlarımı zorlayıp bu yazımı okuyanları sıkmak istemediğimden filmin kilit sahnesine yöneliyorum hızlıca:
Doktorun Merrick'i arkadaşım, diye evine çay içmeye davet ettiği sahne.. Merrick, Frederick'in eşi ile karşılaşıyor. Bunun üzerine çoluk çocuk fotoğraflarından sohbet açıyor, evde gördüğü her fotoğraftaki bireyin kim olduğunu soruyor kadına. Kadın da bir bir cevapladıktan sonra John, cebinden annesinin fotoğrafını çıkarıyor ve gösteriyor. Derken hayatında ilk defa gerektiği gibi ağırlanan, kibarlıkla karşılaşan ve gevezelik ettiği için dayak yemeyen Merrick duygu seline kapılıyor ve ağlamaya başlıyor.. "Daha önce görünüşümden ötürü hiçbir kadın bana böyle kibar davranmamıştı" diyen Merrick, ağlamaya müsait duran kadını da hıçkırıklara boğuyor. Seyircinin de içinde tutmayıp ağlaması gereken sahnelerden biri bu...

Makyaj konusunda da sorumlulara hayran kalıyorum her seferinde. Deformasyonu gerçek Merrick ile o kadar yakın yapmışlar ki John Hurt amcayı jeneriğe kadar çıkaramıyorsunuz zaten, "gerçekten de deforme birini oynatmışlar sanırım" algısıyla filmi tamamlıyorsunuz.

Bizim gibi uyumaya hasret, sanata da aşırı düşkün biri fil adam.. Düz yatması vücudu sebebiyle uygun değil, düz yattığı takdirde boğulacak ve ölecek.. Ama bu özleme ve çileye daha fazla dayanamıyor, üzerinde çalıştığı saat kulesi maketini tamamlıyor ve sonsuza dek sürecek uykuya dalıyor...
Toprağın bol olsun büyük usta John Hurt...



Puanlama: