Oldum olası slasher filmlere katlanamazdım. Birilerinin vahşice katledilmesinden zevk almayı beceremedim hiçbir zaman. Ama yaklaşık bir hafta önce ilk slasher deneyimini başlatma kararı vermeme halloween serisi yol açtı. İşkenceci filmi dendi mi aklıma gelen ilk şey dışarı fırlayan bağırsaklar, akan gözler, kopan kafalar görmekti ki slashera tahammül edememe sebebim de tam olarak bu grafiklerden tiksinmemdi. Halloween ise beni şaşırtmayı başardı ve slasher filmlere ilgimi başlattı.
Dediğim gibi sinemada olsun, çizgi filmlerde olsun katlanamadığım tek şey vahşettir. Saw serisini üç dakika bile izlememişimdir bu yüzden. Buz Devri'ni izlerken Scrat'ın dilinin donmuş palamuta yapıştığı anları bile gözlerimi kapayarak, geçti mi geçti mi sorularını tekrarlayarak geçirmiştim. Bu çekinmemin sebebi ya hâlâ içimde kalan salakça bir çocukluktan kaynaklı ya da ömrümü happy tree friends'in birkaç dakikasını bile izleyemeden geçirecek kadar ödleğim bilmiyorum.
Halloween'de ise türünün ilk örneklerinden biri olduğu için bu grafikler tırnaklarımı kemirerek beklediklerimden çok daha yumuşak çıktı (LANET OLASI BİRKAÇ SAHNE HARİÇ) ve bu beni hem şaşırttı hem de daha çok cezbetti ki ilk filmden sonra Friday the 13th'in ilk filmini izlemek için ter döktüm resmen.
Film hakkında çok rivayet duyduğum için soğuk başladım ama John Carpenter'ın izleyiciye yansıttığı sıcaklığından mıdır nedir bu soğukluk fazla sürmeden ekrana kilitlendim. Filmin adını ilk duyduğumda ve hakkında bir araştırma yapmaya koyulduğumda karşıma Yabancı ismi çıktı. Meğer bizim çevirmenler bir halt etmiş koskoca Halloween'e Yabancı ismini koymuşlar. Gerçi Blitz'in Ölümcül Takip olarak sunulduğu bir ülkede ne bekliyorsam ben de..
Basit ama ilgi çekici bir konu var ortada: Michael Myers, 6 yaşındayken ablasını mutfak bıçağıyla doğrayarak ilk cinayetini işliyor ve bir akıl hastanesine yatırılıyor. (Sanırım) 15 sene bu klinikte tutuluyor ve bu 15 sene boyunca ne ağzından tek kelime çıkıyor, ne de insanların ilgisini çekecek bir davranışta bulunuyor. Donuk ve şeytani bakışlarından başka doktoru Loomis pek bir bilgi edinemiyor kendisinden. Aradan geçen 15 senenin ardından Loomis ve asistanına Michael'ın nakledileceği, taşınması gerektiği haberi geliyor. Tahmin edeceğiniz üzere Michael bu koşuşturmada bir boşluk yakalıyor ve kaçmayı başarıyor, hem de arabayla... Gideceği yer belli. Seneler evvel kız kardeşini deştiği eve uğrayacak. Haddonfield'daki evlerine.
Haddonfield'da Michael'ın diğer kardeşi Laurie Strode yaşıyor ve evleri de Myers'ların lanetli evine çok yakın. Michael, Laurie'yi görür görmez düşüyor peşine. Diğer kız kardeşini de katledip yarım kalan işini tamamlamak istiyor anlayacağınız ama zavallı Laurie'nin henüz hiçbir şeyden haberi yok...
Çocuk bakıcılığında çok başarılı olan ve sorumluluk sahibi biri olarak tanınan Laurie, Halloween gecesi komşularının çocuğuna göz kulak olacak. Diğer arkadaşı Annie Brackett de karşılarında oturan küçük kıza bakmayı kabul ediyor. Ve macera başlıyor.
--Spoiler! (Okumak istemeyen alta kaydırsın)--
Michael ilk olarak Annie'yi katlederek başlıyor seri cinayetlerine. Daha sonra ise diğer arkadaşını ve erkek arkadaşını haşat ettikten, önüne çıkması olası kişileri hallettikten sonra sonra asıl hedefine koyuluyor..
Bu cinayet sahnelerinde şükürler olsun ki endişe ettiğim gore grafiklerine rastlamadım. Hatta televizyonda 7/24 görmek zorunda bırakıldığımız şiddetin onda biri bile yoktu diyebilirim gönül rahatlığıyla.
Dr. Loomis hastası Michael'ın Haddonfield'e geleceğini düşündüğü için doğruca oraya gidiyor ve Michael'ın daha fazla can almasını engellemek üzere olayı insanlara anlatarak alarme geçiyor..
--Spoiler! (Okumak istemeyen alta kaydırsın)--
Burada dikkatimi çeken şey ise filmdeki ahlak üzerine normlara kilitlenme oldu. Genellikle ölen karakterler belli özelliklere sahip. Ailelerinden gizli alkol, tütün alan, daha öğrencilik yıllarında cinsel deneyim yaşamaya meraklanan ve en önemlisi ise daima sorumluluklardan kaçan insanlar. Örneğin Annie bakacağı kızı erkek arkadaşıyla buluşması gerektiğinden Laurie'ye bırakıyor ve amacı da tüm gün boş olacak evde erkek arkadaşı ile birlikte olmak.
Korku üstadı John Carpenter'ın muhafazakar biri olduğunu öğrendiğimde hiç şaşırmadım ve bu yöndeki teorilerime daha çok inandım. Carpenter Halloween ile bozulmuş Amerikan gençliğine, ahlaksızlığa evrilen toplum davranışlarına eleştiriler yapıyordu film boyunca. Ana karakterimiz Laurie ise sorumluluklarının bilincinde, tabiri caizse iffetli ve saygın bir genç.
Serinin ilk filmi bana göre ortalama bir gerilim/slasher filmiydi. Halloween 1 ya da bizdeki ismiyle Yabancı için kullanabileceğim en doğru kelime kült olur herhalde. Alfred Hitchcock'un Sapık filminden esinlenerek oluşturulmuş ve gerek Myers'ın doktorunun adının Loomis olmasıyla gerek oyuncularının Sapık'ta da yer almasıyla birçok yönden Sapığa göndermeler yapan bir film. Sapık tüm slasher filmlerinin atası olarak kabul ediliyor ve ilk slasher örneği de Halloween. Anladığım kadarıyla da Sapık hiç çekilmemiş olsaydı Cadılar Bayramı serisi de ya hiç olmayacaktı ya da bu kadar kaliteli bir iş ortaya konmayacaktı.
Uzun lafın kısası Sapık'tan 18 sene sonra, 78'de çekilen Halloween benim için bir ilk oldu ve ilkler her zaman güzeldir lafını bir kez daha yaşadım, serinin kalan filmlerini de bir çırpıda izlememe yol açan bir başlangıç oldu. Korku severlerin atlamaması gerektiğine inandığım bir film. Her ne kadar ikinci filmi kadar etkilenmemiş olsam da gerek hikayesi ile gerek karakterleri ile gerek göndermeleri ile birçok övgüyü hakeden bir serinin ilk filmi.. Çağrı filminin yönetmeni Mustafa Akkad'ın desteğiyle çekilmiş bir seri olduğundan Carpenter ve Akkad'a sonsuz teşekkürler. Böylesine güzel bir seriyle tanışmama vesile oldunuz.
_theatrical_poster.jpg)
