Tarkovski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarkovski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2017 Çarşamba

Ivanovo Detstvo


Tarkovski'nin '62 yapımı, ilk uzun metraj filmi Ivanovo Detstvo (İvan'ın çocukluğu), 2. dünya savaşında çevresindeki herkesi, tüm sevdiklerini kaybetmiş, zavallı "asker çocuk" Ivan'ın hikayesini anlatıyor..

Filmin en önemli kısmı sayılan rüya sahneleri birer özlem metaforu. Rüyalarında sürekli annesi ve kız kardeşini gören ve sonlarında da bir kaza geçiren Ivan'ın annesi ile kardeşine duyduğu özleme işaret etmekte.. Peki babası? "Babasının bilinç altında yer almasına gerek yok" denebilir aslında. Çünkü Ivan babasının rolünü ve görevini üstleniyor, adeta ailesi için yeni lider/reis oluyor.

Görevden alınmaya direnişi de babasının yerine geçmiş gibi görünmesine bağlanabilir belki. Ne kadar canı yanarsa yansın babası gibi davranmalı, zayıflığını dışa vurmamalı ve babasının varlığını azami ölçüde hissettirebilmeli.. Her uyanışında "sayıkladım mı?" diye sorması da bununla ilgili. Çektiği acıları dışa vurmamalı bu yüzden de elinden geldiğince, cüzi miktarda belirtiler göstermeli...

Filmin can alıcı sahneleri çok fazla, sembolizm had safhada.
Tarkovski, savaşlarla çocukluğun nasıl yitip gittiğini anlatırken savaşı sessizlikle temsil ediyor. Gerçekliği düşler ve anılarla keserken bu anılar ve düşler bir çocuğun yitirdiği mutluluğuyla şiddet ve savaşı karşı karşıya getirmekte. Savaşın korkunçluğunun gelecekte nasıl bir atmosfer yaratacağının da öne çıkmasıyla filmde çocuksuluk ile hayali bir kahramanlık arasındaki geçiş karamsar bir şekilde resmedilmekte..

Müzikleriyle de seyirciyi ekrana kilitleyen bu film, izlenmesi şart Tarkovski filmlerinden biri...


Stalker [İz Sürücü]



Stalker'ı ilk, yazılarımda sürekli bahsettiğim usta yönetmen Zeki Demirkubuz'un tavsiyesiyle izlemiştim. Bu yüzden Demirkubuz'a minnettarım, ne zaman arkadaşlarla Tarkovski filmleri muhabbeti başlatsak kendisini referans verir, o arkadaşları da fanatik izleyicileri haline getiririm.

'79 yapımı İz Sürücü'nün ilginç bir hikayesi de var: Sovyet sansürüne uğradığından mı yoksa bir laboratuvar kazasından mı kaynaklı, muallakta olan hadise sonucu filmin negatifleri harap olmuş. Tek çare, Tarkovski, ikinci çekimlere başlamış ki şans ya, iklim çok kötü olunca, aynı şeyleri tekrarlayınca sinir bozucu bir hal alınca karakterlerin halleri, duygularını yansıtmak için başvurdukları hareketler "daha iyisi varmış bunun ya.." düşüncemizden ötürü biraz "minimal" kalıyor. İzlerken aklımızın bir köşesinde sürekli bizi dürten "acaba bu sahne nasıldı?" sorunsalı ise hiç cevap bulamıyor, bizi de bir türlü rahat bırakmıyor.

Yine de ne olursa olsun Stalker, her haliyle başarılı. Eduard Artemyev'in tema müziğiyle izleyicinin ruhuna dokunmayı başaran, açılış sahnesinden finaline kadar her detayıyla seyirciyi ekrana kilitlemeyi başaran bir yapıt...

Hikayeden bahsetmem gerekirse, bizim iz sürücü, bir bilim adamıyla bir yazarı Zone adı verilen yasaklı bölgeye götürmek üzere anlaşır. Zone, insanın girdiği zaman tüm dileklerinin gerçekleştiği iddia edilen bir odaya sahiptir. Girişinin yasaklanma sebebi de tam olarak budur. Bilim adamı nobel'i kazanmak, yazar ise ilham kapmak için bu yolculuğa çıkarlar. Filmde de bu çetrefilli yollarda geçen, tehlikeli serüven ve neticesinde üçlünün odaya ulaşması anlatılıyor.

Film hakkında birçok iddia var zaten. Bölgeyle ilgili öne sürülenler ise 1957'de yaşanıp da gün yüzüne senelerce çıkarılmayan "Mayak felaketi"nin oluşturduğu kocaman, çölü andıran bölgenin Tarkovski'yi etkilediği yönünde. Bunun dışında yedi yıl sonra gerçekleşen Çernobil vakasından sonra terkedilmiş bölgede çalışanların kendilerine "iz sürücü" lakabını taktıkları söyleniyor. Anlayacağınız insanlar üzerinde epey etkili olmuş bir film bu Stalker...

Filmin inançla, dinle ilişkilerinden söz edersek İz Sürücü'nün varlığından hiç şüphe duymadığı, her şekilde var olduğunu kabul ettiği Zone'dan yazar ve bilim insanı şüphe duyuyor. Hedefleri oraya varmak olsa da Bölge'nin gerçekliği hakkında akıllarında bir kuşku var.. Tıpkı yaratıcıya, evrene ve onun kurallarına inanmamız gerektiği ama fıtratımız dolayısıyla varlığından zaman zaman şüphe duyduğumuz, sorgulamaya başvurduğumuz gibi bir metafor çıkarıyorum ben burada... Finale doğru İz Sürücü'nün cümleleri de bunu doğruluyor bence. Mevzubahis sözlerin inançsızlığa, inançsız ölen insanlığa yönelik bir ağıt niteliği taşıdığını düşünüyorum.

Film, Piknik na obochine yani Uzayda Piknik romanının bir uyarlaması. Ancak bu uyarlama romanla birebir değil. Hatta yalnızca senaryosu biraz olsun romana dayanmış diyebilirim. Roman, Sci-Fi'nin yayınladığı "en iyi 100 bilim kurgu romanı" listesinde yer alıyor.

Puanlama:Diyecek çok şey yok. Zaten yeterince bahsettiğimi düşünüyorum. Kesinlikle eşsiz, gizemli ve başarılı bir film, bir masterpiece. İzlerken "Acaba orijinali nasıl olurdu, daha mı iyiydi" kaygısıyla bazı sahneler doyurucu gelmese de baştan sonra benzersiz bir film diyebilirim Stalker için. O kadar etkili ki benim de dahil olduğum tüm Tarkovski fanları, Stalker severler birer iz sürücü oluyor filmin sonunda...