Pardon için Türk sinemasının en başarılı traji-komik filmi, desem yanılmam. Çünkü Recep İvedik, Destere gibi kekoca, sosyal mesaj içermeyen ve bel altı mizaha dayalı senaryoların yuvalandığı Türk komedi dünyasını Pardon filmi baştan yaratıyor, gerçek komedi neymiş, hiciv nasıl yapılırmış bir bir öğretiyor biz sinema severlere. Tekrar tekrar izlememiz sonucu dilimize dolanmış esprilerin kaynağı oluveriyor..
Ferhan Şensoy'un kaleminden çıkan birçok şeye bayılırım. Eşeğin Fikri, Hacı Komünist, Denememeler gibi başarılı kitapların yanı sıra Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği, Ferhangi Şeyler, 2019 gibi efsanevi denebilecek oyunları da bulunan Şensoy için tıpkı Erkan Can, Haldun Taner, Şener Şen gibi Tiyatroya hayatını adamış, tiyatro yolunda dünyalarca eser vermiş, kendini yormuş bir deha tanımı gayet uygun.
Pardon da Ferhan Abi'nin kaleminden çıkmış, kendisi İbrahim karakterine de bizzat can vermiş ve bunu her zamanki gibi hakkını vererek yapmış. Yaparken de eleştiriyi, naçizane fikirlerini "güm güm!" vurmuş. Hani derler ya "Ağlanacak halimize gülüyoruz.." Ferhan Abi bunu becermiş işte...
Kavuğunu devrettiği, çok başarılı Türk dizilerinde yer alan Rasim Öztekin de bulunuyor Pardon'da. Hatta Rasim Öztekin de tam imajına ve konuşma tarzına uygun, sempatik bir karakterle çıkmış karışımıza...
Türkiye'de adaletin işleyişi ortada. Başkanlık sisteminin gündemde olduğu şu günlerde ise geleceği endişe verici bir vaziyette. Rekabet ortamında birbirinin ayağını kaydırmak için herkesin bir şeyler sallayıp klorladığı iftira havuzunda boğulan yargı, "Baktım buna cevap gelmiyor, asıl suçlu da henüz ortada yok. Biz en iyisi şüphelileri birkaç sene daha içeride tutalım, eninde sonunda asıl suçlular yakalanır." modunda işlerken vatani görevini gerçekleştiren İbrahim dağıtım sebebiyle izninde kan kardeşi (!) Muzo'ya ufak bir ziyarette bulunmak, mükemmel bir rakı sofrası kurmak niyetiyle İstanbul'a uğrar. Değişik, ilginç psikozlara giren İbo, kimlik isteyen polisi "Beni asker kaçağı sandı bu herhal lan" şeklinde bir psikozla peşine takar, atlar taksiye kaçmaya başlar.
Tabi Türkiye gündemi hiç boş durur mu? Üç kişinin gerçekleştirdiği, ağır sonuçlanan terörist faaliyetlerden dolayı polisten kaçan herkes şüpheli haliyle... İbrahim'den de şüphelenen özel harekat, zart zurt takılıyor peşine, Muzo'yla balkonda, püfür püfür İstanbul akşamında, güzel bir rakı sofrası kurulmuşken baskın patlatıyorlar.
Kan kardeşi Muzo da başım derde girdi bu İbrahim terörist, Dev Yolcu endişesiyle arkadaşını tanımamazlıktan geliyor. Ama ne fayda.. İşkence yanlısı memur ve kibar amir (Bülent Kayabaş canlandırıyor.) imzalatıyor itirafnameyi, üçüncü suçlu, asıl adam diye alıyorlar Aydın'ı.
Aydın filmin en efsane karakteri. Kaderci, optimistik, iyi niyetli ve saf bir tip. Hatta gidin Taksim'e, dolmuş kahyası Ahmet Abi'ye "kim en efendi büfeci" diye sorun, "Aydın Diktepe" cevabını almazsanız bileklerini keser. Sivas'a cezaevine nakledilirler, "kader işte üçümüzün yolları kesişti ya" tepkisi verir. Tek problemi büfenin vergi borcu. Onu da taksite böldürmüş muhasebeci arkadaşı, hallolacak hayırlısıyla.. Büfesinin adı da ya Ay büfe idi ya da Dın büfe. İsim konusu karışık biraz...
Neyse üçlüyü ne zırt yasasının bilmem ne maddesi ne de Avukat kızımız kurtaramıyor, hiçbir suç işlemedikleri halde koyun koyuna senelerce Sinop Cezaevi'nde yatıyorlar. İbrahim'in adi eniştesi de fırsattan istifade babasının dükkanı satıyor, paraları da indiriyor cebe, kandırıyor yaşlı başlı adamcağızı... İbrahim koymuş kafaya er ya da geç enişteyi bıçaklayacak, başka türlü huzur yok.
Seneler geçiyor, zaman su gibi akıp gidiyor, Edip Akbayram tekrar tekrar giriyor, susuyor ve nihayet Müdürümüz Zeki Alasya, koğuşa giriyor.
Müdür:İbrahim?
Muzo:Muzaffer.
Müdür:İbrahim?
Aydın:Aydınn..
Müdür:İbrahim?
İbrahim:İbrahim olan sakata mı gelecekti???!
Babacan müdürümüz diyor ki suçlu olmadığınız anlaşıldı, serbestsiniz arkadaşlar.. Sizi bu kadar tuttuk. Pardon...
Tam üçlü cezaevinden uğurlanacak asker geliyor, bunca yıl cezaevinde yattığından o kadar yaptığı askerlik günleri yanmış İbrahim'i tutukluyor, göreve götürmek üzere arabaya bindiriyor.
İbrahim'in aklında bir hesap var. Devlet bunlara onca yıl borçlandı. Şimdi bunlar suç işlerse devletin o borcu çıkmış olur, iki taraf da pazarlığı mutlu mutlu tamamlar. Enişte de öldürülmeli, binbir türlü fitnelik çıkıyor aklından. En iyisi askeri "sen bizim memleketlisin, çocukluğunu bilirim ben senin. Gel anneme uğrayalım geçerken, el öp bi." diye kekleyip ilk fırsatta enişteyi indirsin, bu hesap da kapansın orada...
Varıyorlar memlekete. Asuman evlenmiş, mutlu bir hayatı var.. İbrahim zaten orada delleniyor, kelepçe olmasa yakacak ortalığı. Geliyor ana ocağına. Çalıyorlar kapıyı. Direkt kapıyı açan enişte.. İbrahim zaten deli, askerin tabancayı çekip enişteye üç beş kurşunu indiriyor, orada yere seriyor namussuzu. Asker şokta, alıyorlar tekrar İbrahim'i. Ve filme adını veren o sözler: Devletin bana borcu vardı, kapanmış oldu. Pardon...
Filmin en başarılı sahnesi bana göre şu:
Bu filmden dilime dolanan birçok replik var:
"Komiser: PKK'lı mısın?
İbrahim: Hayır, Ankaralıyım!
Komiser: Kürt müsün?
İbrahim: Hayır, Çerkes'im!
Komiser: Kimlerdensin?
İbrahim': “Şatıroğulları” derler…
Komiser: Hangi örgüttensin, onu soruyorum… bana keriz numarası yapma…
İbrahim: Bi numara yaptığım yok.O kerizlik ben de doğuştan beri var. Hiçbir örgütle ilgim yok.Beni adamdan sayıp alacak örgüte zaten ben girmem. O örgüt İbrahim’e kaldıysa örgüt bile sayılmaz."
"Komiser: Biz senin gibileri çok gördük. Makineye bağlandı mı bülbül gibi öterler.
İbrahim: Ne makinesi ?
Komiser: Öttürücü."
"İbrahim: Simitçi 10 tane simit getir.
Muzaffer: Niye 10 tane söylüyorsun ? Siz yemiyecek misiniz ?"
"Gardiyan: Siz Dev-Yol musunuz ?
İbrahim: Hayır; biz bok yoluna gittik."
Kesinlikle Türk komedisinin en başarılı filmlerinden biri... İyi ki varsın Ferhan Şensoy, varol...
Puanlama: Pardon filmi replikleri dilimize dolanmış, sokak ağzını kullanırken esprilerimizde daima yararlandığımız ve yardığımız şahane diyaloglara sahip. Ferhan Şensoy'un kaleminden böyle iş çıkar! Ancak açık konuşursam tiyatrosunu filminden daha hoş buldum. Tiyatro tadını veremese de izlediğim en başarılı Türk trajikomik filmi. Gerçek hikayeye dayanması ise apayrı tat katmış..


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder